|
Devlete göre, cezasını çekmiş eski bir siyasi suçluyum. Annem ve babama göre, yedi çocuklarından en büyüğüyüm. Anneme kalsa, beni hem cinslerinden bir kadınla baş-göz etmeden, elini eteğini çekmez bu dünyadan.
|
Eskişehir’de doğan Cennet Bilek, ilkokul, lise ve yüksek öğrenimini Eskişehir’de bitirdi. Anadolu Üniversitesi Felsefe bölümünde öğrenciliği devam ediyor. Edebiyatla tanışması 1990’lı yıllarda çalıştığı Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde yaşadığı trajik olayları yazmasıyla başlamıştır. Yazar dünyanın Doğu’sundan Batı’sına yaptığı yolculuklarda savaşların insanlar üzerinde yarattığı yıkımı ve bu yıkımı örtmek için yaratılan sanal kültürlerinin ve mimarinin izini sürüyor. Yıkımın yarattığı gölgelerle kimi zaman Almanya’daki Bahnhof’larda, kimi zaman da Anadolu’da yüzleşerek “Barış’ın felsefe”sini ve barışı sorguluyor. Yazdığı denemeler, “Esmer”, “Evrensel Kültür”, “Damar”, “Deliler Teknesi”, “İle”, “Mavi Ada”, “Paspatur”, “Akköy”, “Lacivert”, “Hekim Postası” “Ekin sanat” “Kar” gibi edebiyat ve sanat dergilerinde yayımlanmıştır. Ayrıca İnsan Hakları Derneği ve Edebiyatçılar Derneği üyesidir. |
hep sana umut , sana minnet ,sana küskün biraz acı, biraz kin ile, birazda sevgi ile geldiler geldiler de dolmadı koynundaki heyben. ve şimdi düşlerim sana yolcu yassak kentler içinde illegal geçerken adim gazete sayfalarında, aranıyor yazıyordu mevsim eylül |
...tarihin beleklerinde üstü kan ile, toprak ile kaplı bir gerçeği, bir tramvayı, bir soykırımı anlatıyoruz. Kelimeler yitik, cümleler kesik, şiirler yarım kalıyor. Yarım kalıyoruz, sevinçlere, özlemlere, yurdumuza. Zaman geçiyor, zaman deşiyor, zaman dişliyor yaralarımızı. Ve biz, halen o ‘’tarih öncesi köpeklerin havladığı’’ zamanlarda yaşıyoruz… |
|
Sınıflı toplumları yaratan kapitalizm, sınıflar arası rekabetin ve çelişkinin yanı sıra, adeta azgın bir canavara dönmüş doğa katili ve kültürler bozgunculuğunu da üstlenmiştir. Kapitalizmin bu yok edici gelişiminin başlangıcında bir toplumsal gereksinim ve tarihi alt üst oluşlar vardı. Bu noktada olumlu ve olumsuzluklarıyla ayırmak bence biraz daha gerçekçi olacaktır.
|
|
Elveda sabahın kaçınılmaz açısı.
Kimsenin ruhu duymadan bir köşede Korkmadan, hıçkıra hıçkıra ağlayarak gidiyorum. Bu sürgün yüreğimi kimseye sormadan , Pazarlıksız alıp göçüyorum. Gidiyorum bir başka sürgün ülkeye.
|
|
aktı gözlerinden yaşları baharımın.
küstü çocuksu güneşi yazlarımın. uzandı içime kış yalnızlığım. kirpiklerini yüzüme kapayarak yarınların, |
|
Umut harflerini çizdim eylül yağmurunda.
Sonbahar yaprağını izlerken düşümde, Alıp getirdi seni bana. Oysa ben, hep ilkbahar sessizliğinde Gelmek isterdim, Yağmur değmemiş yanaklarına düşmek için. |
|
|
“Bu dünyada ki yaşam, ruhun bir bedene girmesiyle kirlenmeye başlamıştır.” İlkin yorgun bedenlerimiz söner duygularımızın ardı sıra, fikirlerimizin göç ettiği bu karmaşık coğrafyada özümüze ait ne varsa birer birer öldürdük… Sonra bir düşün ardından gitti gözlerimiz. Sevmekten öteye nefretin, asktan öteye yasakların, merhametten öteye kinin geçerli olduğu duygularda bulduk kendimizi. Her şeye bulaştık, kirlendik, gün batımı akşamlarda bile onlarca defa öldük, öldürdük. Kimi zaman narsistçe acı çektik, kimi zaman özgürlüğün kıyısında dinlendik. Anlaşılmaz bir iç kargaşasında çok cinayetler işledik.
|
her yağdığında yağmur sabaha, çig bir şafak sokülür dağlarda. ve o dağlarki ölmek ile başlar güzelleşmeye. tıpkı nobetteki partizan gibi ... ne demiş yoldaş Sehpada; “anlamlıysa ölüm, yaşamak kadar güzeldir” |
 Şair olmayı denemiş, ancak 5-6 şiirin dışında şiir yazamamış olan bana göre şairlik edebiyat sanatında bir ayrıcalıktır. Yazdığım birkaç şiir Cezaevi Şairleri Antolojisi’nde yayınlandı, ancak şair olamadım. Şiir yerine roman ve öykü beni alıp götürdü. Şiir, çok düşünüp az yazmaktır. İmge peşinde koştuğunuz gün boyu aşırı düşünmekten serseme döndüğünüz bir vakit birkaç mısra bulmuşsanız ne mutlu size! |
|
‘’Eger, o bir zorba ise, siz onu tahttan indire bilirsiniz, ançak ilk önce o zorbanın içinizde kurulmuş tahtını yıkmalısınız’’ Bu başlığı atmak hoşuma gitmiyor ama son dönemde tırmanan gerilimi anlatacak başka bir konu başlık bulamadım yazıma. Kökleri eskiye dayananan fakat bu son süreçte daha cok polemik konusu haline gelmis “Zazacılık” tartiışması artık iyi niyetli bir tartışma konusu olmaktan çıktı. Keskin ve karşılıklı kutuplaşmayı yaratıyor olması kaygı duyulacak cinsten sezgilerimi tırmalamıyor desem yalan olur. |
İlgili olanlar bilir. Kırmanci dili dünyada yok olmaya mahkum diller arasında. Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü'nün (UNESCO) 21 Şubat Dünya Anadili günü öncesinde yayımladığı "Tehlike Altındaki Diller Atlası"na göre, Türkiye'de 15 dil tehlike altında. Bunlardan biride Kırmanci(zazaca). Dersiminfo bu anlamda benim değerlendirmeme göre çok önemli bir açığı kapatma konusunda iddalı. |
|
önce kumsallar çekildi.
sonsuz bir nefes alıp küçülüyor her bir dalga. küçüldükçe denizler de kuruyor artık. mavilik, bir hortum gibi denizlerin içine gömülerek kasırgalara dönüşüyor. ve karanlığa benziyor sensiz kalma korkusu. ve karanlığa benziyor korkunun o ince tortusu. |

sonların son olduğu bilinmez bir karanlık ilklerin ilk olduğuysa unutulmaz bir aydınlık.
sen benim ilk yaramazlığım. çamurlar içinde yuvarlandığım. saklambaç oynarken sobeleyemediğim, bahçesinde çiçekler çaldığım, dallarından erikler kopardığım, ilk çocukluğum. |
|